Big easD's profileHayatımızda karşılaşacağ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
Hayatımızda karşılaşacağımız en büyük mesele, kime ne gibi iyilik yapılabileceğidir.İnsan Üç Beş Damla Kan, Irmak Üç Beş Damla Su ; Bir Hayata Çattık ki , Hayata Kurmuş Pusu August 09 MONA ROSAMONA ROSA'NIN HİKAYESİ...
Mona Roza hangi dilde bilmem ama Tek Gül anlamına gelir. Şimdi burada Sezai Karakoç bu şiiri neden, ne şartlarda yazdı sorusunun cevabını hatırladığım kadarıylen aktarmaya çalışacağım.
Sezai Karakoç lisedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır.. Fakat kendisini yakışıklı bulmadığı için ona bir türlü açılamaz.. Bir gün cesaretini toplayıp aşkını Muazzez Hanım a arzeder..Fakat reddedilince çok üzülür.. .Mona Roza şiirinin her kıtasının baş harflerine dikkat edersek Muazzez Akkayam ismi ortaya çıkar..Neyse gel zaman git zaman..okul biter ve mezuniyet töreni yapılır..Mezuniyet törenindeyse Sezai Karakoç Mona Roza şiirini okur..Muazzez Akkaya ise tam karşısındadır.Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar..Herkes bir daha okuması için ısrar eder..ve tam 3 kez Sezai Karakoç bu şiiri ard arda okur.Sahneden tam ineceği sırada Muazzez Hanım koşarak yanına gelir..ve ona hala teklifinin geçerli olup olmadığını sorar..Sezai Karakoç kesinlikle hayır cevabı verince Muazzez Hanım bayılır.Ertesi gün ise Muazzez Hanım ın intihar ettiği duyulur..Sezai Karakoç çok pişman olur.. Şair hala evlenmemiştir. MONA ROSA
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Ulur aya karşı kirli çakallar, Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa. Mona Rosa bugün bende bir hal var. Yağmur iri iri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar. Açma pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben bir deliyim. Açma pencereni perdeleri çek. Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş aydınlığına. Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi. Seni hatırlatır her zaman bana. Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi. Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da durur. Zambaklar en ıssız yerlerde açar. Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi. Ellerinden belli olur bir kadın, Denizin dibinde geziyor gibi. Ellerin, ellerin ve parmakların. Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar. Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin incirlerine. Kiminin rengi ak kiminin sarı. Ah beni vursalar bir kuş yerine. Akşamları gelir incir kuşları. Ki ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni. O masum bakışların su kenarında. Ki ben Mona Rosa bulurum seni. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Henüz dinlemedin benden türküler. Benim aşkım uymaz öyle her saza. En güzel şarkıyı bir kurşun söyler. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı Alev alev sardı her tarafımı. Artık inan bana muhacir kızı. Yağmurdan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış. Yağmurdan sonra büyürmüş başak. Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kuş tüyüne. Bir tüy ki can verir gülümsesen, Bir tüy ki kapalı geceye güne. Altın bilezikler o kokulu ten. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister, Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. July 06 DERİNLERDEN GELEN SES VE NEFES...AGLAYAN KOMUTAN Mehmet Akif anlatiyor: “Her sabah Sultanahmed Câmiine erkenden giden bir zât vardi. Mihrâbin bir kenarinda saçi-sakali bembeyaz olmus bu ihtiyar adam, ümitsiz bir sekilde durmadan agliyordu. Niyâhet bir gün yanina sokuldum: — Muhterem, dedim. Allah’in rahmetinden bu kadar ümitsizlik olur mu? Niye bu kadar agliyorsun? Bana: — Beni konusturma. Kalbim duracak, dedi. Çok israr edince anlatti: — Ben Abdülhamid devrinde bir binbasi idim. Anam-babam vefât edince sadârete bir dilekçe gönderdim. Dedim ki “Mallarimiz, gayrimenkullerimiz var. Bunlarin bir nezâretçiye ihtiyaci vardir. Kabul buyurulursa istifa etmek istiyorum”. Sadâret benim dilekçemi padisaha göndermis. Bana dogrudan dogruya hünkârdan bir yazi geldi. “Istifa kabul edilmedi” deniyordu. Ben bir daha gönderdim. Yine ayni cevap geldi. Bizzat huzura çikip sifâhi görüsmek istedim. Ben o cehâlet ile padisahin huzuruna çiktim: — Sultanim, istifamin kabulünü istirham edecegim. Durumumuz budur, dedim. Derin derin biraz düsündü. Istifa etmemi istemiyordu. Yüzünden belli idi. Isrârima da dayanamadi. Öfkeli bir edâyla, elinin tersi ile: — Haydi! Istifa ettirdik seni, dedi. Ben dönüp isimin basina geldim. Gece mânâ âleminde ordularin teftis edildigini gördüm. Rasûllüllah Efendimiz (s.a.v.) Yildiz Sarayi’nin önünde duruyordu. Bütün Türk ordusunu teftis ediyordu. Osmanli padisahlarinin ileri gelenleri orada idi. Abdülhamid edeple Fahri Kâinat Efendimiz’in arkasinda duruyordu. Derken benim birligim geldi. Basinda kumandan olmadigi için darmadaginikti. — Nerede bunun kumandani? Diye sordular — Ya Rasûllallah çok israr etti. Istifa ettirdik, dedi. Rasûllüllah (s.a.v.) da: — Senin istifa ettirdigini biz de istifa ettirdik, buyurdular. Ben aglamiyayim da kim aglasin?..
YANMAYAN BİLEMEZ
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve: -Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş.. İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş; Demiş ki: -Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey! Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş; Şöyle demiş: -Ve bu ateş yakıcı bir şey! Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff !" diye ortadan kayboluvermiş... Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş; Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!... Ateşte Kavrulmadan şuurlanalım. Unutmayalım ki Bizi bekleyen bir hesap günü bir defter bir köprü ve girecegimiz bir mekan var. Bu dünyada şuurlanan Mahşerde; Rahat hesaba çekilir. Defteri sağ eline verilir, köprüden sevinçli geçer, cennet mekanına girer Bu dünyada şuurlanmayan ise Mahşerde; Çok ağır hesaba çekilir. Defteri sol eline verilir. Köprüden korkuyla geçer. Cehennem gekanına girer Yol Önünde... Ölümden Ne Korkarsın Korkma Ebedi Varsın...
BÜYÜK DOĞU MİMARINDAN SEÇMELER.. * Müjde! Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun! Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!
|
||||||||
|
SONGÜL ÖZERwrote:
s.a çok hoş olmuş daha çok yenilikler yapmanız dilegiyle allah'a emanet olun......
Oct. 15
|
|
|
KaRDeLeNwrote:
s.a alanınız çok hoş ellerinize sağlık Allah'a emanet olun
olgunluk; acıyı
çekmek değil;
acının üzerinden bakabilmekti hayata. ölümün başlangıç olduğu bir noktada; azrail; eski bir dost, hayat; köhne bir durak ...
Aug. 15
|
|
|